3.04.2013

Hristiyanlık'ta Kader İnancı

Geniş anlamıyla kader, akıl sahibi varlıkları, nihaî amaçlarına, yani ebedî yaşama ulaştırmak için Tanrı’nın tasarladığı planı ifade ederken, dar anlamıyla Tanrı’nın, kurtuluşa erişecek olanları ezelde seçmesi anlamına gelmektedir. Kelimenin Tanrı’nın ezelî seçimini ifade eden dar anlamıyla kullanımında da iki anlayış ortaya çıkmıştır. “Tek yönlü kader anlayışı” olarak ifade edilen birinci yaklaşıma göre, Tanrı ezelde sadece kurtuluşa erişecek insanları belirlemiş; diğerleri hakkında bir hüküm vermemiştir. “İki yönlü kader” anlayışında ise, Tanrı seçilmişlerin yanı sıra, lanetlileri de belirlemiştir.

Başka bir deyişle, hem kimlerin kurtuluşa erişeceklerini hem de kimlerin kurtuluştan mahrum kalacaklarını belirlemiştir. Kurtuluş için seçtiklerine, bu yola ulaştıracak vasıtalar; cezalandırmak üzere seçtiklerine de onları bu yola sevk edecek vasıtalar planlamış ve göndermiştir.(1)Katolik mezhebine bağlı olan Aquinas da tek yönlü kaderi savunur.

Teist dinlerin ortak özelligi âlemle irtibatlı olan ve âleme müdahale eden bir Tanrı anlayışına sahip olmalarıdır. Tanrı âlemi yarattıktan sonra, göklere çekilen ve âlemle ilgilenmeyen bir varlık değildir. Teist bir din mensubu olan Aquinas’a göre,Tanrı âlemi yaratmakla yetinmemiş; âlemdeki tüm varlıklar için bir iyilik düzeni kurarak varlıkları bir amaca doğru yönlendirmiştir. Bununla birlikte, âleme müdahale eden bir Tanrı anlayışına sahip olmak, çözülmesi gereken bazı sorunları da beraberinde getirmektedir. 

Söz gelimi, ilâhî takdir ve kader gibi ezelî belirlemeler karşısında insanın durumu ne olacaktır? İlâhî takdir ve kader insanın özgür iradesini ortadan kaldırmakta mıdır? 

Bu iki soru sadece Hıristiyanların değil, Müslüman ve Yahudi düşünürlerin de ortak meselesidir. Ancak Hıristiyanlık söz konusu olduğunda, Tanrı’nın varlıkları yönetmesi, bazı ilave problemleri de ortaya çıkarmaktadır. Zira Hıristiyan inancına göre, en azından kurtuluşa erenler ve inayete mazhar olacaklar ezelde belirlenmiştir.



Ezeldeki bu belirleme için ne tür bir ölçüt kullanılmıştır? Tanrı, kimlerin kurtuluşa erişeceğini neye göre belirlemiştir? 



Bu sorular da gösteriyor ki, Hıristiyanlık açısından Tanrı’nın varlıkları yönetmesi meselesi ele alınırken, ilâhî takdir, inayet ve seçilmişlik gibi kavramların açıklanması gerekmektedir.Tanrı’nın varlıkları yönetmesi ile ilgili başka bir problem ise dua ve ibadet ile kader arasındaki ilişkidir. 

Aquinas’ın burada cevap aradığı temel soru şudur: insanların, kendileri veya başkaları için yaptığı dualar kaderi değiştirebilir mi?

İlâhî Takdîr, İnayet ve Seçilmişlik

Diğer pek çok Ortaçag düşünürü gibi, Aquinas da anlama yetisine sahip akıllı varlıklarla bu yetiden mahrum olanlar arasında önemli bir fark görür. Akıl sahibi varlıklar anlama ve akletme özellikleriyle hakikate ulaşabilirler; diğer varlıklar ise böyle bir yetiye sahip değildir. İ nsana ayrıca hakikate ulaşmada kendisine yardımcı olabilecek duyu güçleri verilmiştir. Bütün bunların dısında, insanlar konuşma nimeti sayesinde ulaştıkları hakikatleri başka insanlara aktarma imkânına da sahip olmuslardır. 

Bununla birlikte, nihaî mutluluğuna ulaşabilmesi için insanın, kendi kapasitesini aşan bazı bilgilere sahip olması gerekmektedir. İnsan kendi imkânlarıyla i lk Hakikati bizatihi göremez. Ancak ilâhî yardımla lk Hakikati bizatihi görme sansı elde edebilir. Eğer insan kendi çabasıyla ilk Hakikati bizatihi göremeyecekse ve dolayısıyla da nihaî mutluluğa kendi imkânlarıyla ulaşamayacaksa, bu durumda insan, olağanüstü bir şekilde verilecek olan ilâhî bir yardıma, yani inayete muhtaç demektir.

Ontolojik bakımdan aşagıda yer alan bir varlıgın, daha üstteki bir varlığın özelliğine sahip olması, ancak üstteki varlığın yardımı ve gücüyle mümkün olabilir. Söz gelimi, ay kendi ısıgıyla degil, günesin verdigi ısıkla parlayan bir gök cismi halini alabilir. Özü itibariyle sıcak olmayan su da, ateşin ısıtması sonucu sıcak olabilir. Bunun gibi, ilk Hakikati bizatihi görebilmek, sadece Tanrı’ya ait bir özelliktir ve insan kendi imkânlarıyla bunu elde edemeyecegi için ilâhî yardıma muhtaçtır.

İnsanın nihaî mutluluğa ulaşmada önünde duran tek engel, kendi kapasitesinin sınırlı olması değildir. Sahip olduğu özellikler de yeri geldiğinde insanı nihaî amacından uzaklaştırabilir. İ nsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliklerden biri hiç şüphesiz akletme yeteneğidir. Ancak akıl, kimi zaman, insanı nihaî amacından uzaklaştıracak yanlışlara düşebilir. Ayrıca, duyu güçleri nihaî amaçtan uzaklaşıp süfli şeylere yönelebilir. 

Öte yandan, vücudundaki kimi hastalıklar da insanı nihaî amacına ulaşmasını sağlayacak erdemli davranışları yapmaktan alıkoyabilir. Buradan hareketle, tüm bu engellerden kurtulup gerçek amacına ulaşabilmesi için insanın ilâhî yardıma ihtiyaç duyduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Yuhanna İ ncili, “Beni gönderen Baba, bir kimseyi bana çekmedikçe, o kimse bana gelemez”(Yu.6:24), “Çubuk asmada kalmazsa kendiliğinden meyve veremez. Bunun gibi, siz de ben de kalmazsanız, meyve veremezsiniz”(Yu.15:4) cümleleriyle insanın kendi çabasının yeterli olmadığını vurgulamaktadır. Bu düsünceleriyle Aquinas, insanın kendi özgür seçimiyle ilâhî yardıma lâyık olacagını savunan Pelagiusçuların görüşlerini reddetmiş olmaktadır.

Aquinas’a göre, maddenin kendi mükemmelliğine ulaşması için hareket ettirilmesi gerekir; bu hareketi kendisi saglayamaz. Bunun gibi, ilâhî yardım insanı aşan bir şey oldugu için, insanın kendisinin ilâhî yardıma ulasmak için bir seyler yapması mümkün değildir. İnsanı ilâhî yardımı elde etmeye yönlendirecek olan Tanrı’dır. Başka bir deyişle, yaptığı güzel işler ile ilâhî yardımı almaya yönelen insan değildir; ilâhî yardım aldığı için insan, bu tür güzel işler yapabilmektedir. Nitekim Yeni Ahit’te de insanın kendi çabaları ve yaptıklarıyla değil, Tanrı’nın merhametiyle kurtuluşa eriştiği açıkça dile getirilmektedir: “Doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle bizi kurtardı” (Titus 3:5); “Seçilmek, insanın istegine ya da çabasına değil, Tanrı’nın merhametine bağlıdır”(Rom.9:16).

Bilindiği gibi, irade bir eylem yapmaya yönelmeden önce o şey hakkında bilgi sahibi olmalıdır. İnsanın, doğaüstü bir amaçla ilgili bilgiyi, doğal yetenekleriyle elde etmesi mümkün degildir; bu bilgiyi ona sadece Tanrı verebilir. Bundan dolayı, insan, iradesinin eylemlerinden önce ilâhî yardımı almıs olmalıdır.

Bu noktada Hıristiyanlık’ta “seçilmisler” ile “lanetliler” ayırımı ortaya çıkmaktadır. Hıristiyanlıga, en azından Katolik Mezhebi’ne göre, kimlerin kurtuluşa erişecegi ezelde belirlenmiştir ve bu kişiler “seçilmis” olarak adlandırılırlar. Protestanlık Mezhebi içinde Calvin ise sadece “seçilmişlerin” değil, aynı zamanda “lanetlilerin” de ezelde belirlendigi fikrini geliştirmiştir. “Çift yönlü kadercilik” denilen bu görüşe göre,İsa Mesih sadece seçilmişler için kendisini feda edip çarmıha germiştir. 

Hıristiyan mezhepleri arasındaki bazı farklı görüşlere rağmen, genel eğilim, Tanrı’nın kendi iradesiyle, en azından seçilmişleri ezelde belirlediği yönündedir. Tanrı, ileride iyi işler yapacağını bildiği için bu insanları seçmiş değildir; Tanrı’nın seçimi tamamen gizemli ve özgür bir seçimdir.Tanrı’nın hiçbir ölçüt gözetmeden kimlerin kurtuluşa ereceğini önceden belirlediği inancı sık sık eleştiri konusu olmuştur.

Hatırlanacağı gibi, Aquinas, insanın, nihaî amacına yönelebilmesi için, inayet diye adlandırdığı ilâhî yardıma muhtaç olduğunu savunuyordu. Ona göre ilâhî yardım, kulların yaptığı iyi işler sebebiyle insana verilmez; insan ilâhî yardıma mazhar olduğu için iyi işler yapar. İnsan ancak ilâhî yardımla Tanrı’ya yönelebiliyorsa, bu yardımı almayan insanların durumu ne olacak?

Tanrı hem bu insanlara yardımını göndermeyecek, hem de onları kendisine yönelmedikleri için sorumlu mu tutacak? Aquinas’a göre bu problemin çözümünde şu husus akılda tutulmalıdır: Hiç kimse ilâhî yardımı kendi çabasıyla elde edemez; bununla birlikte insanın, kendisini ilâhî yardımdan uzaklaştıracak işler yapması mümkündür.Tanrı herkese inayetini vermeyi ve herkesin kurtuluşa erişmesini ister. Ancak bazı kimseler kendileriyle inayet arasına engeller koyarak kendilerini ilâhî yardımdan mahrum bırakırlar.

Tıpkı gözünü kapatarak dünyayı aydınlatan günesin ışınlarından faydalanmayan kisi gibi, bazı insanlar da ilâhî yardımdan kendi özgür iradeleriyle yüz çevirirler. Yaptıkları bu seçim nedeniyle de sorumludurlar.

Daha önce de değinildiği gibi, kader, mutlak değil, şartlı bir zorunluluktur.İnsanların ezelde seçilmeleri veya lanetlenmeleri de şartlı bir zorunluluğa tabidir.Ezelde seçilen insanlar, özgür iradelerini kullanarak kendilerini inayetten mahrum bırakabilirler. Seçilmiş olmak, insanın sorumluluğunu ve özgür iradesini dışarıda bırakmadığı gibi, lanetlenmiş olmak da sorumluluk ve özgür iradeyi yok etmez.

İnsanlar nihaî amaçlarının dışında bir şeye yöneldikleri zaman, kendileriyle ilâhî yardım arasına bir engel koymuş olurlar. İşlenen günahtan kurtulmak ve ilâhî yardım ile kendileri arasındaki bu engeli kaldırmak için insanın yine ilâhî yardıma ihtiyacı vardır.Kimi insanlar bu ilâhî yardımı alacak, kimileri alamayacaktır. Ancak günah işleyip de günahtan kurtulmak isteyen insan, ilâhî yardım alamazsa, bundan dolayı Tanrı’yı suçlayamaz; çünkü günah işleyerek kötü bir duruma düşen kendisidir. Tıpkı sarhoş bir insanın, sarhoşluğu esnasında islediği cinayetten sorumlu olması gibi, günah batağına düşen insanlar da bu kötü durumda ilâhî yardımı alamamalarının ve yaptıkları tüm kötü işlerin sorumluluğunu üsteleneceklerdir.

Günah işleyen insan, kendisiyle inayet arasına bir engel koymuştur. Bu engel sebebiyle ilâhî yardımdan yararlanamaz. Aquinas’a göre Tanrı’nın koyduğu düzen bu şekildedir. Ancak Tanrı, peygamberleri desteklemek için gösterilen mucizelerde olduğu gibi, kendi koyduğu düzene aykırı olarak hareket edebilir. Dolayısıyla Tanrı, günah işleyerek ilâhî yardım almaktan mahrum kalan insanları günah bataklığından çıkarıp iyiliğe ulaştırabilir.

Ancak Tanrı, dünyadaki kör ve hasta insanların tamamına şifa vermediği gibi, her günah işleyene de günahtan kurtulma imkânı sunmaz. Çünkü O, şifa verdiklerinde gücünün, diğerlerinde ise tabiata koyduğu düzenin görünmesini ister.Bunun gibi, Tanrı günah isleyerek kendilerine kötülük edenlerin tamamını tekrar iyiliğe döndürmez. Sadece merhametinin görünmesi için bazı insanları kötülükten kurtarır; adaletini göstermek için ise diğerlerini kendi düştükleri durumda bırakır. Teoloğumuza göre, dünyadaki varlıkların kimini üstün, kimini aşağı bir konumda yaratan, birçok iyi şeyin meydana gelmesi için bazı kötü şeylerin olmasına izin veren Tanrı, aynı nedenle,bazı insanlara sevgisiyle, digerlerine ise adaletiyle muamele eder; bazı insanları seçerken, bazılarını da dışarıda bırakır.

Burada, “aynı günahı işleyen iki kişiden biri niçin ilâhî yardım alarak kurtuluyor da, diğeri ilâhî yardımdan mahrum kalıyor?” sorusu gündeme gelebilir. Aquinas’a göre bu soru anlamsızdır; çünkü Tanrı’nın bu seçimi tamamen kendi iradesine bağlıdır. Nasıl ki Tanrı, yarattığı varlıkların kimini diğerinden üstün yarattıysa; nasıl ki, bir zanaatkâr aynı malzemeden hem değerli isler için kullanılacak hem de kötü şeyler için kullanılabilecek aletler yapıyorsa ve kimse de ‘bunu niye böyle, diğerini söyle yaptın’ diye sorma hakkına sahip değilse, bunun gibi, günah işleyen iki kişiden istediğini kurtarıp istediğini de olduğu gibi bıraktığı için kimse Tanrı’yı sorgulayamaz.

Pavlus bu durumu söyle açıklamaktadır: “Ama, ey insan, sen kimsin ki Tanrı'ya karşılık veriyorsun? Kendisine şekil verilen, şekil verene, `Beni niçin böyle yaptın' der mi? Ya da çömlekçinin aynı kil yığınından bir kabı onurlu bir iş için, bir diğerini bayağı bir iş için yapmaya yetkisi yok mu?”(Romalılara 9:20-21).Acaba Tanrı bazı insanları günah bataklığında öylece bırakmakla, onları günah işlemeye sevk etmiş oluyor mu? 

Kutsal Kitap’ta bu şüpheyi kuvvetlendirecek bazı ifadeler de yok değildir. Söz gelimi, Çıkış Kitabı’nda Tanrı’nın, Firavun’un ve görevlilerinin kalplerini katılaştırdığı (Çıkıs 10:1) açıklanırken, Yeşaya’da Tanrı’ya hitaben, “Sen bizi yolundan saptırdın, Senden korkmayalım diye kalplerimizi katılaştırdın” (Yeşeya 63:17) denmektedir. Thomas Aquinas Kutsal Kitap’taki bu ve benzeri cümleleri şu şekilde anlamaktadır: Tanrı günahtan kaçınma konusunda bazı insanlara yardım ederken, bazılarına yardımını ihsan etmemiştir.

Kısaca söylenecek olursa, bazı insanlar inayete mazhar olarak nihaî amaçlarına yönelebilmekte ve mutluluğu yakalayabilmekte, bazıları ise ilâhî yardımdan mahrum kalarak nihaî amaçlarına ulaşamamaktadır. Tanrı kâinatta olacak her şeyi hikmetiyle önceden görüp takdir ettiğine göre, kimlerin ilâhî yardıma muhatap olacakları, kimlerin bu yardımı alamayacakları da ezelde belirlenmiş demektir. Ezelde ilâhî yardım alacağı belirlenmiş olanlar seçilmişlerdir: “iradesinin amacı uyarınca, O’nun oğulları olmamızı önceden belirledi (takdir etti)”(Efesliler 1:5). Ezelde ilâhî yardım alamayacağına karar verilenler ise lanetliler ya da nefret edilenlerdir.

O halde ezelde insanlar arasında bir ilâhî seçim yapılmış ve bazıları seçilirken, diğerleri lanetlenmistir. Nitekim Yeni Ahit’te bu seçim şöyle ifade edilmektedir: “O, dünyanın kuruluşundan önce… bizi seçti”(Efesliler 1:4).Kurtuluşa erenler ezelde belirlenmiş ve Tanrı seçimini yapmışsa, bu, insanlarla ilgili bir zorunluluk doğurmaz mı? Tanrı bir insana yardım yapmamaya karar vermişse,bu insanın sorumluluğu ve günahı nedir? Aquinas, bu sorunu, Tanrı’nın bilgisinden yola çıkarak çözmeye çalışmaktadır. İleride olacak bütün olasılıkları ezelde bilen Tanrı’nın yaptığı seçim, tam ve yanlışsız bir bilgiye dayandığı için insanın hürriyetini ve sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Ezelî bilgisiyle kurtuluşa erişecekleri seçen Tanrı, ne kadar insanın kurtuluşa ereceğini hem sayı olarak, hem de kurtuluşa erenlerin kimlikleriyle bilir. Söz gelimi, yüz milyon insan kurtuluşa erişecekse, Tanrı’nın ezelî bilgisinde bu kişilerin kimler olduğu bellidir. Ancak lanetlilerin sayısı ve kimliği ile ilgili durum tam olarak böyle değildir. Aquinas burada tam bir teslimiyetçi tavır sergilemekte ve Hıristiyanların bir duada söylediği gibi, “Ebedî mutluluğun kaç kişiye tahsis edildiğini yalnızca Tanrı bilir” demekle yetinmektedir. Lanetlilerin sayısının ve kimliğinin belirlenmemesi, iyi kimselerin onlar adına yaptığı dua ve güzel işlerle, bazı lanetlilerin kurtulabileceğini ifade etmektedir.(2)

Kaynaklar
(1)Uludağ Üniversitesi,İlahiyat Fakültesi Dergisi,Cilt: 19, Sayı: 2, 2010 s. 93-119,Kalvinizm'de Kader Anlayışı.
(2)St.Thomas Aquinas,Muhammet Tarakçı,İlâhî Takdîr,İnayet ve Seçilmişlik.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Facebook Reklam

Blogger Template by Clairvo